BABA BANA (İŞÇİ KANIYLA SULANMIŞ) “BEACH” AL!
BABA BANA (İŞÇİ KANIYLA SULANMIŞ) “BEACH” AL!
Bir işçinin kanı ne demektir? Bir yat, bir ev, bir “beach”? İki kişinin ölümü üzerine kapatılan, ancak hiç bir değişiklik yapılmadan 6 gün sonra açılan Selah Tersanesi’nin patronu, oğlu yazın İstanbul’da sıkılmasın diye Bodrum’da ona bir “beach” aldı! Tuzla’da ise manzara bambaşka: Günden güne artan üretim kapasitesi, üretim kapsitesi arttıkça da artan ölümler ve buna kayıtsız kalan devlet!
Türkiye kalkınan bir ülke ne de olsa, gemi inşaa sanayiinde de! 2013’e kadar tam kapasite çalışacak olan Tuzla tersanelerinin ihracat hacmi 300 milyon dolar, Türkiye’nin gemi üretme kapasitesi ise 2002’den bu yana 3-4 katına çıkmış durumda. Peki ya ölen işçiler? 2004’den bu yana ölen işçi sayısı 1992’den 2004’e kadar ölen işçi sayısını geçmiş durumda. Üretim kapasitesi arttıkça artıyor ölümler! Toplam ölüm sayısı 97. Yani 2004’den bu yanan yaşanan ölümler 12 yılın toplamından fazla! Nitekim bu rakamlar bu yazının yazıldığı tarihte geçerli. Sizler bu yazıyı okuduğunuz sırada başkaları da bu ölüm tablosuna eklenmiş olabilir.
Tuzla’da TBMM İnsan Hakları Komisyonu’na göre 563, Limter-İş’e göre ise 2000’e yakın taşeron şirket faaliyet yürütüyor. Yani bırakın insanları, şirketlerin sayısı bile bilinemiyor tam olarak. Meclisin raporuna göre, Tuzla’da doğrudan ana şirkete bağlı ve kadrolu çalışan işçilerin oranı ancak %10 civarında; yani taşeron işçilerin oranı ise %90. 2000 yılından bu yana ölen 55 işçinin 54’ü taşerona bağlı çalışıyor. Taşeronlaşma arttıkça işçiler ölüyor.
Tuzla’da yaklaşık 30 bin işçi bulunuyor, dolaylı olarak çalışanlar da eklendiğinde bu rakam 200 bin oluyor ve ancak 5 bini sendikalı. Taşeron olunca sendika olmuyor ve sendikalı işçilerle gemi yapılamıyor!
Devlet neden müdahale etmiyor diye soruluyor? Biz de soralım devlete, mesela AKP’li iki milletvekiline, Yardımcı Tersanesinin sahibi Hasan Kemal Yardımcı’ya ya da Torgem Tersanesi sahibi Durmuş Ali Torlak’a soralım ölümlerin nedenlerini! Yanıt belli, Hasan Kemal Yardımcı’nın da dediği gibi: “mukadderat”. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı İş Sağlığı ve Güvenliği Müdürü Kasım Özer ise Meclis Tuzla Komisyonu’nda “eğitimsiz işçiler yüksekten düşüp ölüyor” demişti. Devlet, sermaye söz konusu olunca pek de ölüm kalım dinlemiyor anlaşılan!
Günde üç mesai üst üste, yani 22 saaat çalışan “eğitimsiz işçiler”, taşeronun taşeronuna verilen işler, esnek çalışma saatleri, hiç bir resmi kaydı olmayan işçiler, baret hariç alınmayan güvenlik önlemleri, sayıları giderek artan tersaneler ve yer darlığı nedeniyle “ezilen” işçiler... Tüm bu saydıklarımız / sayabildiklerimiz Tuzla’nın gerçekleri. Tuzla’daki ölümlerin arka planında, tersane sahiplerinin işçileri daha yoğun ve daha uzun çalıştırarak, hem işçilerin biyolojik sınırına, hem de Tersanelerin mekânsal sınırlarına dayanan bir çalışma tarzını uygulamaları var. Ee, ne de olsa esneklik, risk ve iş maliyeti aktarımı, kârlılığı ve uluslararası piyasalarda rekabet edebilirliği arttırmakta. Bu rekabet ortamında bazılarının payına “beach” düşerken, işçilerin payına düşen ölümdür!
Biz öğrenciler de ölümlere kayıtsız kalamayız! 15-16 Haziran eylemlerinin yıldönümünde, 16 Haziran 2008’de bir kez daha Tuzla’ya gidiyoruz. Çünkü biliyoruz ki, Tuzla’ya sahip çıkmak, kendi hayatımıza da sahip çıkmaktır. Bu yüzden, hep beraber birlik olmadığımız takdirde yıkamayız diyen tersane işçilerinin onurlu direnişine destek vermek için...
Buluşma yeri: Tren garı
Saat: 21.00
Trenin kalkış saati: 22.00
İletişim: 0 532 231 46 95
ODTÜ’den ÖĞRENCİLER
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Yazıcı-dostu sürüm
